Güvenli Lojistik: Türkiye’nin Geleceği ile ilgili en güncel gelişmeler, sektörel incelemeler ve detaylar burada. Hakan Kaplan 9 Nisan 2026
Güvenli Lojistik: Türkiye’nin Geleceği konusunda bilgilenmek için takipte kalın.
Yazar Onur Kurtay, 1985 yılında Bursa’da doğmuştur. Ukrayna Kiev Avrupa Üniversitesi’nde Rus Dili ve Edebiyatı eğitimi aldıktan sonra, orada bulunduğu süre boyunca öğrenci birlikleri ve iş insanları dernekleri ile iş birliği yaparak çeşitli projelerde yer aldı. Türkiye konsolosluğu ile kültürel gelişim projelerinde aktif rol üstlenen Kurtay, birçok fuar organizasyonunda iş insanları ve diplomatları ağırladı. Şu anda Pazar araştırması, uluslararası pazarlama, dış ticaret, markalaşma ve uluslararası işbirlikleri alanlarında çalışmalarına devam eden Kurtay, sivil toplum kuruluşlarında da aktif görevlerde bulunmuş, Gemlik Kent Konseyi Gençlik Meclisi’nde başkanlık yapmış ve Ukrayna İş Adamları Derneği (TUİD) ile Uludağ İhracatçı Birlikleri (UİB) ile ortak projelerde yer almıştır. Bu yazı, yazarın kişisel görüş ve değerlendirmelerini yansıtmaktadır.
3-4 yıl önce Rotterdam’daydım. Bir konteyner terminalinde, sabahın erken saatlerinde, rıhtımın ucunda duruyordum. Liman durmaksızın çalışıyordu; biz de öyle. O saatlerde aklımdan geçen tek şey, Türkiye’den çıkacak bu yüklerin kaç kapıdan geçip, kaç imza bekleyeceği ve ne kadar süre bekleyeceğiydi. Yazmak bugüne kısmetmiş. Dünya lojistiği hız odaklı bir yeniden yapılanma sürecindeyken biz hâlâ evrak eksikliği ile uğraşıyoruz. ABD’nin yeni gümrük düzenlemeleri, Çin’in liman kapasiteleri, Körfez ülkelerinin transit koridor projeleri… Rakip ülkeler zemin hazırlarken biz hâlâ mevcut sorunları tartışıyoruz.
Yanlış anlaşılmasın, Türkiye’nin lojistik altyapısı son on yılda önemli bir büyüme kaydetti. Bunun yadsınması haksızlık olur. Ancak büyümek yeterli değil; hız kazanmak zorundayız. Sektörün acil ihtiyacı olan şey, yeni bir liman değil, yeni bir bakış açısı. Ben buna “güven lojistiği” diyorum. Alıcı ülkeler, Türk menşeli bir ürün gördüklerinde ne düşünüyor? Kaliteli, zamanında gelir, belgeleri eksiksiz mi yoksa hâlâ soru işaretleri mi taşıyor? Bu sorunun yanıtı ne kadar net? Almanya’da bir müşteri toplantısında bana açıkça şunları söyledi: “Türk tedarikçilere güveniyoruz, ama süreç güvenilirliği hâlâ Polonya seviyesinde değil.” Bu acı bir gerçek ama dikkate alınması gereken bir tespit.
Süreç güvenilirliği, ürün kalitesinden daha önce gelir. Çünkü alıcı, ürünü görmeden önce süreci deneyimler. Teklif aşamasındaki netlik, sevkiyat takibindeki şeffaflık ve gümrükte yaşanan her gecikme, varış limanındaki her eksik belge, hepsi bir mesaj verir: “Bize güvenebilir misiniz?” Ve dünya bu soruyu artık daha sert soruyor. ABD’nin yeni tarife düzenlemeleri, yalnızca bir vergi meselesi değil, global tedarik zincirinin yeniden şekilleneceğini gösteriyor.
Türkiye bu tabloda ne olmak istiyor? Kaçınılmaz bir transit nokta mı yoksa değer üreten bir ihracat merkezi mi? İkisi birden mümkün değil; bir tercih yapılması gerekiyor. Ben Türkiye’nin değer üreten tarafta yer almasını istiyorum. Bu hedefe ulaşabilmek için sektör olarak ortak bir ses çıkarmamız, ortak standartları savunmamız ve birbirimizin önünü açmamız gerekiyor.
Rıhtımda duran her konteyner bir sözdür. Bir ihracatçı, zamanında teslim edeceğine dair söz vermiştir. Bir nakliyeci, güvenle taşıyacağına dair taahhütte bulunmuştur. Bir gümrükçü, eksiksiz bir şekilde işlemleri tamamlayacağına dair güvence vermektedir. Lojistik, nihayetinde verilen sözlerin zinciridir. Ve bu zincirin gücü en zayıf halkasına eşittir. O yüzden halkamızı güçlendirmeliyiz.